MAKALELER VE HABERLER

TİCARİ DEFTER NEDİR?
Ticari hayatta düzen ve güvenin sağlanması için kanun koyucu tarafından tacirlere ticari defter tutma zorunluluğu getirilmiştir. Ticari defterler, tacirlerin ve ticari işletmelerin mali durumlarını net bir şekilde görmelerini sağlar. Bu sayede, işletmenin kar veya zarar durumu takip edilebilir ve gerekli önlemler alınabilir.
Ticari defterler sayesinde tacirler kimlerden alacak ya da borçları olduğunu takip edebilirler. Bu sayede, tahsilat takibi yapılabilir ve gecikmelere karşı önlem alınabilir.
Ticari defterler, vergi ödemeleri için de önemli bir kaynaktır. Vergi daireleri, ticari kazançlarını hesaplamak için tacirlerin defterlerini kontrol ederler. Aynı zamanda ticari defterler, ticari davalarda delil olarak kullanılabilir. Böylelikle bir ticari işlemin gerçekleşip gerçekleşmediğini veya ne zaman gerçekleştiğini kanıtlamak kolaylaşacaktır.

KİRA BEDELİ NASIL BELİRLENİR?
Kira bedeli, kiracı ve ev sahibi arasında en çok anlaşmazlık çıkan konulardan biridir. Kira bedelinin adil ve yasalara uygun olması hem kiracı hem de ev sahibi için önemlidir. Bu yazıda, Türkiye'de kira bedelinin nasıl belirlendiğini ve bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri inceleyeceğiz.
Kira sözleşmesi, hem kiracı hem de kiraya veren için önemli yükümlülükler ve haklar barındıran bir belgedir. Bu sözleşmenin en önemli unsurlarından biri de kira bedelidir. Kural olarak, kiracı ve kiraya veren, sözleşme serbestisi kapsamında kira bedelini özgür iradeleriyle belirleyebilirler. Bu, sözleşmenin kurulması aşamasında tarafların kira bedelini anlaşarak tayin edebilecekleri anlamına gelir.
Ancak, kira sözleşmesinin devamı halinde kira bedelinin belirlenmesinde bir takım sınırlamalar mevcuttur. Bu sınırlamalar, kiracıyı haksız kira artışlarından korumak ve kira piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla getirilmiştir.

TRAFİK KAZASI SONRASINDA ARAÇTA DEĞER KAYBI TAZMİNATI
Trafik kazası geçiren araçlar, servislerde yapılan işlemler sayesinde hasar bedellerini kolayca tahsil edebilmektedir. Bu süreç, hasar tespitinden ödeme aşamasına kadar devam etmektedir ve sigorta şirketlerinden hasar bedeli tahsil edilebilmektedir.
Araç sigortaları, trafik kazası sonrası oluşan maddi hasarları karşılasa da, araç değer kaybı için genellikle sigortalının talebi şartı aranmaktadır. Bu nedenle, araç sahiplerinin araç değer kaybı konusunda detaylı bilgi sahibi olmaları önemlidir.
Trafik kazası sonrası aracınızın değer kaybı mı oldu? Hukuk büromuz, sigorta şirketlerinden haklarınızı almak için sizin adınıza tüm işlemleri vekaleten yapmaktadır. Araç değer kaybı konusunda uzman avukatlarımız, sigorta süreçlerinizi yöneterek size zaman kazandırır ve haklarınızı korur.

BOŞANMA DAVASI NASIL AÇILIR?
Boşanma kararı vermek zor ve sancılı bir süreçtir. Bu süreçte, anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma gibi farklı seçenekler mevcuttur. Tarafların somut durumlarına göre aralarında boşanmanın sonuçları konusunda bir anlaşma mevcutsa anlaşmalı boşanma davası ya da aralarında boşanmanın sonuçları açısından bir anlaşma bulunmuyorsa çekişmeli boşanma davası açılabilir.
Anlaşmalı boşanma, taraflar arasında boşanmaya ve boşanmanın sonuçlarına dair bir anlaşma olması durumunda tercih edilir. Daha hızlı ve çekişmeli boşanma davasına göre daha kolay bir süreçtir.
Çekişmeli boşanma ise taraflar arasında anlaşma sağlanamaması halinde tercih edilir. Daha uzun ve karmaşık bir süreçtir. Mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi konularda anlaşmazlık varsa taraflar arasında çekişmeli boşanma kaçınılmaz olabilir.

KİRACININ İHTİYAÇ SEBEBİYLE TAHLİYESİ DAVASI
Türk Borçlar Kanunu (TBK), kira sözleşmesinin sona ermesi ve kiracının tahliyesi ile ilgili önemli düzenlemelere sahiptir. Bu düzenlemeler, kiracının ve kiraya verenin haklarını korumayı amaçlamaktadır.
Kiracının tahliyesi iki temel gruba ayrılır:
Kiraya Verenden Kaynaklanan Tahliye Sebepleri: Bu grupta, kiraya verenin yasal hakları doğrultusunda kira sözleşmesini feshedip kiracının tahliyesini talep edebileceği durumlar yer alır. İhtiyaç sebebiyle tahliye de bu grupta yer alan önemli bir tahliye sebebidir.
Kiracıdan Kaynaklanan Tahliye Sebepleri: Bu grupta ise, kiracının sözleşmeye aykırı davranışları veya yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi durumlarda kiraya verenin kira sözleşmesini feshedip kiracının tahliyesini talep edebileceği durumlar yer alır.

HAKSIZ İŞGAL DAVASI VE HAKSIZ İŞGAL TAZMİNATI NEDİR?
Türk Hukuku'nda haksız işgal, bir kişinin, hak sahibi olmadığı bir malı hak sahibinin iradesi dışında ele geçirmesi ve kullanması anlamına gelir. Haksız işgal, genel olarak mülkiyet hakkına yönelik olarak karşımıza çıkar ancak diğer haklara yönelik gerçekleştirilen durumlarda da haksız işgal meydana gelebilecektir.
Bu durum, genel olarak mülkiyet hakkına yönelik bir tecavüz teşkil eder ve hak sahibine karşı çeşitli haklar tanır.
Bir kişinin arazinize izinsiz olarak girip kullanması, binanıza izinsiz olarak girmesi ve oturması, eşyalarınızı izinsiz olarak alması ve kullanması şeklinde haksız işgal gerçekleşebilir.
TMK’nın 683. maddesine göre; “bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” “Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.”

CEZA MUHAKEMESİNDE BASİT YARGILAMA USULÜ
Ceza muhakemesinde yargılama usulü; basit yargılama usulü, seri yargılama usulü ve normal yargılama usulü olarak ayrılmaktadır. Bu yazımızda ceza muhakemesinde basit yargılama usulü nedir ve nasıl uygulama alanı bulur konuları hakkında bilgi vereceğiz.
Ceza davalarında kullanılan basit yargılama usulünün uygulanabilmesi için bazı şartların sağlanması gerekmektedir. Basit yargılama usulünün uygulanma koşulları aşağıdaki şekildedir:

ARABULUCULUK NEDİR? ARABULUCULUK SÜRECİ NASIL İŞLER?
Arabuluculuk, taraflar arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde tarafsız bir üçüncü kişinin yardımının alındığı alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabuluculuk, mahkeme süreci dışında, daha hızlı, ekonomik ve gizlilik ilkesine dayanan bir çözüm yöntemi olarak tercih edilmektedir.
Arabuluculuk süreci, tarafların bir araya gelmesiyle başlar ve arabulucunun rehberliğinde ilerler. Arabulucu, taraflar arasındaki iletişimi düzenler, tarafların taleplerini anlamalarına yardımcı olur ve uzlaşmaya varmaları için destek sağlar. Taraflar, arabuluculuk süreci sonucunda anlaşmaya varırlarsa, bu anlaşma yasal geçerliliğe haiz bir hukuki belgeye dönüştürülür.
Arabuluculuk, genel olarak iki türde gerçekleşmektedir:
İhtiyari Arabuluculuk ve Zorunlu Arabuluculuk.

YAPI RUHSATI NEDİR? YAPI RUHSATI NASIL ALINIR?
Yapı ruhsatı, bir inşaatın yapılmaya başlanması için gerekli olan resmi onay belgesidir. İnşaat ruhsatı olarak da bilinen bu belge, binanın imar planına ve mevzuata uygunluğunu teyit eder. Yapı ruhsatı olmadan inşaata başlamak yasalara aykırıdır ve yaptırımlara yol açabilir.
Yapı ruhsatının nereden alınacağı bilgisi verilmeden önce mücavir alanın ne demek olduğunun anlaşılması gerekir.
Mücavir alan; “bir belediyenin sınırları dışında kalan fakat imar mevzuatı bakımından belediyenin kontrol ve sorumluluğu altında olan arazileri ifade eder. Bu alanlar, plansız kentleşmeyi önlemek ve şehirlerin sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlamak amacıyla belirlenir.”
Mücavir alan içerisinde kalan yerler için belediyeden
Mücavir alan dışında kalan yerler için Çevre ve Şehircilik Müdürlüklerinden yapı ruhsatı talebinde bulunulabilir.

DELİL NEDİR? HUKUKA AYKIRI DELİL TÜRLERİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ
Delil, bir davada iddiaların veya savunmaların doğruluğunu kanıtlamak için kullanılan araçlara verilen genel isimdir. Hukuk sisteminde deliller, uyuşmazlıkların aydınlatılmasına ve gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olur.
Delil konusu, uyuşmazlık konusu olan vakıalardır. Vakıa ise uyuşmazlık konusu olan hukuki olay veya hukuki ilişkidir. Herhangi bir hukuk kuralı delil niteliği taşımaz. Hakim, hukuk kurallarını re'sen göz önüne alacaktır. Bu nedenle deliller, uyuşmazlığa sebep olan vakıalarla ilgilidir ve herkesçe bilinen veya tarafların kabul ettiği hususlarda delil gösterilmesine gerek yoktur.
Bir davada, bir kişi lehine hüküm kurulabilmesi için iddia ettiği vakıaları hukuki delillerle ispat etmesi gerekir. Aleyhine olan bir husus varsa yine hukuki delillerle seyri kendi lehine çevirebilir. Delil maddi vakıalar hakkında gösterilmelidir.

COĞRAFİ İŞARET NEDİR?
Coğrafi işaret; belli bir coğrafi alanın doğal ya da beşeri unsurlarından kaynaklanan üstün nitelikleriyle üretilen ürünleri göstermektedir. Coğrafi işaret sayesinde tüketiciler nezdinde bir güven oluşmakta ve benzer ürünlere kıyasen daha çok tercih edilmektedir.
“Ürünün belirli bir coğrafi kökenle bağlantısını kuran ve bu coğrafi kökenden kaynaklanan özelliğe, niteliğe veya üne sahip olduğunu gösteren adlara coğrafi işaret denmektedir.”
Yine Sınai Mülkiyet Kanunu m.34/f.1c uyarınca: “Belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri bakımından kökenin bulunduğu yöre, alan, bölge veya ülke ile özdeşleşmiş ürünü gösteren işarettir.”
Hangi Ürünler Coğrafi İşarete Konu Olabilir?
Bir ürünün coğrafi işarete konu olabilmesi için kanunda yer alan ürün tiplerinden birine girmesi gerekmektedir. Kanunda beş tane ürün tipi sayılmıştır.

İDARİ DAVA NEDİR? İDARİ DAVALAR NASIL AÇILIR?
Haksız bir idari işlemin mağduru mu oldunuz? Ya da idarenin eylem, işlem veya sözleşmelerinden kaynaklanan maddi ya da manevi bir zarar mı gördünüz? Yasal haklarınızı korumak ve hukuksal çözüm arayışına girmek için idari dava açmayı düşünüyorsanız, bu makale size rehberlik edecek.
İdari dava, idari işlemlerin ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetlenmesi için idari yargı organlarına yapılan başvurudur. İdari işlemler, kamu idarelerinin tek yanlı ve kesin irade beyanlarıdır. İdari eylemler ise idarelerin fiili işlemleridir.
İdari yargıda açılacak dava türleri iki ana gruba ayrılmaktadır.
-
Tam yargı davaları: İdarenin işlemleri, idari sözleşmeleri veya eylemleri nedeniyle maddi veya manevi zarar görenlerin tazminat talep edebilmeleri için açılan davadır.
-
İptal davaları: Hukuka aykırı idari işlemlerin iptali için açılan davadır.

TAM YARGI DAVASI NEDİR? TAM YARGI DAVASI NASIL AÇILIR?
Kamuoyunun en çok merak ettiği konulardan biri olan tam yargı davaları, idari faaliyetlerin hukuka uygunluk denetiminin sağlandığı bir dava türüdür. Bu davalar, idarenin hukuka aykırı işlemleri ve eylemleri nedeniyle maddi ve manevi zarar gören kişilerin tazminat taleplerini içerir.
Bu makalede, tam yargı davalarını ve idari faaliyetleri detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. İdari faaliyetlerin tanımı, türleri ve hukuki sonuçları hakkında bilgi vereceğiz. Ayrıca, tam yargı davası açma şartları ve dava süreci gibi konularda da bilgiler sunacağız.
Tam yargı davalarını ve kaynağını tam olarak kavrayabilmek için, öncelikle idarenin faaliyet araçlarını anlamak esastır. İdari faaliyet araçları, idarenin kamu görevlerini yerine getirirken kullandığı yöntemler ve araçlardır.

VESAYET NEDİR? VESAYET DAVASI NASIL AÇILIR?
Vesayet, hem özel hukuk hem de kamu hukuku arasında kalan, yardıma muhtaç kişilerin korunması amacıyla getirilen bir kurumdur. Kanunda sınırlı sayıda olan durumların gerçekleşmesi halinde vasi atanması söz konusu olacaktır. Vesayet kurumu ve vasi atanması Türk Medeni Kanunu’nun 396-425.maddeleri arasında düzenleme altına alınmıştır.
Vesayeti gerektiren haller Türk Medeni Kanunu’nda iki başlık altında düzenlenmiştir:
1.Küçüklük
2.Kısıtlama

KİRA SÖZLEŞMESİ NEDİR?
Türk Borçlar Kanunu madde 299’a göre: “Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmelerdir.”
Tanımdan da anlaşılacağı üzere; kira sözleşmesi, kiralananın kiraya veren tarafından kullanma ve yararlanmasını kiracıya bıraktığı, kiracının ise bu kullanma ve yararlanmaya karşılık bir kira bedeli ödediği sözleşmelerdir.
Kira sözleşmesi, karşılıklı borç doğuran sözleşmelerdendir. Kiraya veren, kiralananın kullanım ve yararlanmasını kiracıya bırakıyorken, kiracı buna karşılık bir bedel ödemektedir.
Kira sözleşmesinin konusunu taşınır mal, taşınmaz mal ya da kiralanabilir nitelikteki haklar oluşturmaktadır. Kira, Türk Borçlar Kanunu’na göre üçe ayrılmaktadır.

YOKSULLUK NAFAKASI NEDİR?
Nafaka, genel olarak yaşamını sürdürebilmek için alınan maddi destek olarak tanımlanabilir.
Yoksulluk nafakası, Türk Medeni Kanunu madde 175/f.1 uyarınca: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” Şeklinde düzenleme altına alınmıştır.
Yukarıdaki hükümden de anlaşılacağı üzere; yoksulluk nafakasına karar verilebilmesi için belirli şartların varlığı aranmaktadır. Türk Medeni Kanunu madde 175/f.1 uyarınca yoksulluk nafakası için aranan şartlar şu şekildedir:
1.Taraflardan birinin yoksulluk nafakası talebinde bulunması gerekmektedir.
2. Yoksulluk nafakasını talep eden eşin kusursuz ya da daha az kusurlu olması gerekmektedir.
3. Yoksulluk nafakası talep eden eşin, yoksulluğa düşmüş olması gerekmektedir.
4. Hükmedilecek nafaka tutarının nafaka yükümlüsünün mali gücü ile orantılı olması gerekmektedir.

SOYBAĞININ REDDİ DAVASI NEDİR?
Soybağı, kişilerin anne ile babaları arasında bulunan bağı ifade etmektedir. Soybağı ya kan yoluyla ya da evlat edinme yoluyla kurulmaktadır. Kan bağına dayanan soybağı ile evlat edinmeyle kurulan soybağının sonuçları kural olarak aynıdır.
Soybağının reddi, baba ile çocuk arasında kurulmuş olan soybağının ortadan kaldırılmasıdır. Soybağının reddi davası, yenilik doğuran bir dava olmakla birlikte babalık karinesinin çürütülmesiyle sonuçlanır.
Baba ile çocuk arasındaki soybağı ancak soybağının reddi davası ile ortadan kaldırılabilir bu yüzden soybağının reddi davası, özel nitelikli bir dava türüdür. Soybağının reddi davasının başarıya ulaşmasıyla çocuk, baba yönünden soybağı bulunmayan çocuk statüsüne geçer.

İDARENİN MALİ SORUMLULUĞU
Türk Anayasası’nın 125.maddesi uyarınca: “İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
Anayasa’nın ilgili maddesi, herhangi bir ayrım yapmaksızın genel anlamda idarenin mali sorumluluğunu düzenleme altına almıştır. İdare hukuku kapsamında idarenin mali sorumluluğuna gidilebilmesi için zarara yol açan işlem ya da eylemin idari nitelikte olup olmadığına bakılmalıdır.
İdarenin mali sorumluluğu, idari işlemler ya da idari eylemlerden kaynaklanmaktadır. İdarenin yapmış olduğu işlemlerden ve meydana getirmiş olduğu eylemlerden sorumluluğunun doğmasını kabul etmek hukuk devleti olmakla alakalıdır.
İdarenin, idari eylem ve idari işlemlerinden doğan zararın karşılanmasından kusurlu ve kusursuz sorumluluk halleri bulunmaktadır.

BELİRSİZ ALACAK DAVASI NEDİR?
Herhangi bir dava açıldığında dava dilekçesinde talep kısmı eksiksiz bir şekilde yer almalıdır. Bu hususun istisnasını Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 107’de düzenleme altına alınan belirsiz alacak davası oluşturmaktadır.
Bazı hallerde dava açıldığı zaman, alacaklı ne kadar alacağının bulunduğunu belirleyemeyebilir. Alacağın miktarının belirlenmesi kişiden beklenemeyecekse ya da belirlenmesi imkansız ise belirsiz alacak davası açılabilmektedir. Belirsiz alacak davası açarken yine mutlaka bir talep sonuç kısmı olmalı ancak burada asgari bir şekilde miktara ya da değere yer verilmektedir.
Dava değeri, yargılama aşamasında belirlenebilir duruma gelebilecekse de talep kısmında asgari bir miktara yer verilerek belirsiz alacak davası açılabilir. Dolayısıyla asgari bir miktar ya da değer gösterilmeden davanın ikame edilmesi mümkün değildir.

KAYYIMLIK VE YASAL DANIŞMANLIK NEDİR?
Kayyımlık, Türk Medeni Kanunu madde 426 ila 431 arasında düzenleme altına alınmıştır. Kayyımlık müessesinin anlaşılabilmesi için öncelikle vesayet ve kayyımlık arasındaki fark üzerinde durulmalıdır. Vesayet ve kayyımlık birbiriyle alakalı kavramlar olmakla birlikte farklı hükümler altında düzenlenmiştir.
Vesayet kurumunda bireylerin fiili ehliyeti kısıtlanmaktayken, kayyımlık kurumunda bireyin fiil ehliyetinin kısıtlanması söz konusu değildir. Kayyımlık kurumunun amacı, bireyin mağduriyetinin doğmasını engellemektir. Bu amaçla, TMK’da üç çeşit kayyımlık türü bulunmaktadır. Bunlar; temsil kayyımlığı, yönetim kayyımlığı ve isteğe bağlı (iradi) kayyımlıktır. Hangi tür kayyımlık olursa olsun, kayyım tayin edilebilmesi için mutlaka yasanın olanak tanıdığı hallerin mevcut olması gerekmektedir.

DAİMİ ARAMA KARARI
Türk Ceza Hukuku sisteminde, suçun işlenmesinin öğrenilmesiyle soruşturma makamı tarafından suç eylemini gerçekleştiren failin bulunması için harekete geçilir. Soruşturma evresinde, failin her zaman tespit edilmesi mümkün değildir. Bundan dolayı failin bulunması ve tespit edilebilmesi için savcılık makamı tarafından daimi arama kararı çıkarttırılır.
Fail kavramı; TCK madde 37 uyarınca: “Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır.
Ceza yargılamasındaki amaç; suçun işlenip işlenmediğinin yanı sıra aynı zamanda suçun, kim tarafından işlendiğinin de tespitinin sağlanmasıdır. Failin tespitinin sağlanması, hukuki güvenliğin sağlanması açısından önem taşımaktadır

ANLAŞMALI BOŞANMA NEDİR?
Eşlerin, kendi özgür iradeleriyle evlilik birliğini sonlandırmak istemeleri anlaşmalı boşanmadır. Anlaşmalı boşanma ile eşler daha hızlı bir şekilde evlilik birliğini sonlandırabilmektedir. Anlaşmalı boşanma, Türk Medeni Kanunu m.166/f.3’te düzenleme altına alınmıştır.TMK m.166/f.3 uyarınca: “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutularak bu aşamada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde boşanmaya hükmolunur. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.” Şeklinde anlaşmalı boşanma düzenleme altına alınmıştır.
.jpg)
UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE İMAL VE TİCARETİ SUÇU
Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenlemeler esas alındığında, uyuşturucu maddeye dayalı suçları tedarik ve kullanmaya dair suçlar olarak iki gruba ayırabiliriz.
Uyuşturucu maddelere dair suçlar, TCK’da “kamunun sağlığına karşı suçlar” başlığı altında düzenlenmiştir. Uyuşturucu maddelerle ilgili olarak “3298 Sayılı Uyuşturucu Maddelerle İlgili Kanun” ve “2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’’ olmak üzere iki kanun daha mevcuttur.
.jpg)
TENKİS NEDİR? TENKİS DAVASININ ŞARTLARI NELERDİR?
Bir kişinin ölümü üzerine kalan mallarının kime ve ne oranda paylaştırılacağı kanunda belirtilmektedir. Kanunda belirtilen yasal mirasçıların dışında, mirasbırakan da vasiyetname ya da miras sözleşmesi ile mirasçı atayabilmektedir. Atanan bu mirasçı yasal mirasçılardan olabileceği gibi başka bir üçüncü kişi ya da kurum da olabilecektir. Ancak, kanun bazı yasal mirasçıların miras payının bir bölümünü korumaya almış ve bu bölüm üzerinde mirasbırakanın tasarruf etme yetkisini sınırlamıştır. İşte bu korumaya alınan bölüme saklı pay denmektedir.
Saklı payı ihlal eder nitelikte gerçekleşen vasiyetname, miras sözleşmesi ya da ölmeden önce malvarlıkları üzerinde yapılan tasarruf işlemleri sonucunda saklı payı ihlal edilen mirasçının dava açma hakkı bulunmaktadır. Bu davaya tenkis davası denmektedir.

ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ
Ortaklığın giderilmesi; taşınır ya da taşınmaz mal üzerindeki elbirliği veya paylı mülkiyetin ortadan kaldırılarak mal üzerinde kişisel mülkiyete geçiştir. Ortaklığın giderilmesi kişisel mülkiyete çevrilme şeklinde yapılabileceği gibi malın aynen taksiminin sağlanamadığı hallerde satılarak bedelinin paydaşlar arasında oranlar göre dağıtılması şekilde de yapılabilmektedir.
Dolayısıyla bir mal üzerinde ortaklık ya malın aynen taksim edilmesi (bölünmesi) ya da malın satışa çıkarılarak bedeli üzerinden ortaklığın giderilmesi şeklinde olmaktadır.

YAZILI YARGILAMA VE BASİT YARGILAMA USULLERİ NELERDİR?
Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca; iki çeşit yargılama usulü bulunmaktadır. Bunlar: yazılı yargılama (HMK m.118-315) ve basit yargılama (316-322) usulleridir.
Yargılama usulleri, davanın türü ve davanın görülecek olduğu görevli mahkemenin türüne göre farklılık göstermektedir. Örneğin; genel olarak Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülen davalarda yazılı yargılama usulü uygulama alanı buluyorken, Sulh Hukuk Mahkemelerinde ise basit yargılama usulü uygulama alanı bulmaktadır. Eğer mevzuatta; davanın basit yargılama usulüyle görüleceğine dair bir hüküm bulunmuyorsa dava, yazılı yargılama usulüne tabi olacaktır.

DEPORT NEDİR? DEPORT KARARINA NASIL İTİRAZ EDİLİR?
Deport yabancı kişilerin ülkeden sınırdışı edilmesi, gönderilmesidir. Deport kararı verildiği zaman bu durum ilgili kişiye bildirilir. Kendisine deport kararı bildirilen kişi bu karara karşı dava açma hakkına sahiptir. Dava açtığı takdirde sınırdışı etme işlemlerinin durdurulması gereklidir. Anayasa Mahkemesi birçok kararında dava açıldığı halde deport işleminin uygulanmasının mahkemeye erişim ve etkili başvuru hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Bazı kişilerin durumlarının hassasiyeti nedeniyle deport işlemine maruz kalması halinde ağır hak ihlali yaşamalarının muhtemel olmasından deport edilmeleri yasaklanmıştır. Deport edilmesi gerektiği belirtilen kişilerden olsa dahi sınır dışı edilemeyecek olanlar ise kanunda sayılmıştır.

DAVADAN FERAGAT NEDİR?
Davadan feragat kurumu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 307’de düzenleme altına alınmıştır.
HMK madde 307’ye göre: “ Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir.” şeklinde davadan feragat düzenlenme altına alınmıştır.
Hükümden de anlaşılacağı üzere; davadan feragat, davacının dava dilekçesinde yer verdiği talep sonucundan vazgeçmesidir. Davacı, taleplerinin tümünden feragat edebileceği gibi bir kısmından da feragat edebilmektedir.
Davadan feragat, tek taraflı irade beyanıyla davadan vazgeçilmesidir ve davadan feragat hakkı yenilik doğuran bir hak niteliğindedir.

İŞYERİ DEVRİ VE İŞ SÖZLEŞMELERİNE ETKİLERİ
İşyeri devri, İş Kanunu ‘’ İşyerinin veya bir bölümünün devri’’ başlıklı 6.maddeyle düzenleme altına alınmıştır.
İş Kanunu Madde 6: “İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.
Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür.
Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.

ANAYASA MAHKEMESİNİN İPTAL KARARLARININ ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI
Oluşum süreci siyasi ve hukuki nedenlere dayandırılan anayasal yargının anayasanın üstünlüğünü korumak, alt norm ile üst norm olan anayasa arasındaki çelişkiyi gidermek, temel hak ve özgürlükleri korumak ve devletin organları arasında anayasaya dayanan ilişkilerin güvenliğini temin etmek işlevleri bulunduğu tartışmasızdır. Anayasa mahkemesi bu işlevleri yerine getirmek adına yaptığı denetimler sonucunda çeşitli kararlar verebilmektedir. Anayasaya aykırılık tespit edilen durumlarda iptal, yokluk, ihmal kararları verilebilmekteyse de sistemimizde bu sayılanlardan sadece iptal kararları mevcuttur.
İptal kararlarının etkileri konusunda uygulamada ve doktrinde genel bir birlik bulunmamaktadır. İptal kararlarının zaman bakımından uygulanması konusu ise esasen anayasaya aykırılığın hukuki nitelendirilmesi ile ilişkilidir. Bu nitelendirmeler sonucunda farklı uygulamalar ortaya çıkmıştır.
.jpg)
SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME
Türk Borçlar Kanunu uyarınca; borç kaynakları üçe ayrılmıştır. Sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme borçların kaynaklarıdır.
Sebepsiz zenginleşme kavramı, Türk Borçlar Kanunu’nun 77.maddesinde: ‘’ Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur.’’ Şeklinde düzenleme altına alınmıştır.

MİRAS PAYLARI NASIL HESAPLANIR? MİRASTAN ÇIKARMA VE MİRASSIN REDDİ
Hukukumuzda kişinin ölümü üzerine sahip olduğu malvarlığı varsa mirasçılarına geçmektedir. Kimlerin mirasçı olabileceği, miras payları ve saklı pay oranları ise Türk Medeni Kanununda düzenlenmiştir. Buna göre miras bırakanın altsoyu birinci zümredir. Üst zümrede mirasçı varken miras alt zümrelere geçmemektedir. İkinci zümre miras bırakının anne ve babasından oluşmaktadır. Anne-babanın miras bırakandan önce ölmesi halinde ise kök içi halefiyet gereği payları ölen anne-babanın altsoyuna geçmektedir. Üçüncü zümre ise miras bırakanın büyük ana-büyük babası, bunlar ölmüşse onların çocuklarıdır.

ADLİ TATİLDE GÖRÜLECEK İŞLER
Adli tatil, 20 Temmuz tarihinde başlayıp 31 Ağustos tarihine kadar sürer ve yeni adli yıl ise 1 Eylül’de başlar. Adli tatilde kanunda yer alan işler haricinde duruşmalar görülmemekte ve kanuni süreler durmaktadır.
Bu husus Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 102’de şu şekilde düzenleme altına alınmıştır:
‘’ Adli tatil, her yıl yirmi temmuzda başlar, otuz bir ağustosta sona erer. Yeni adli yıl bir eylülde başlar.’’
Adli tatilde görülemeyecek olan dava ve işlerin son günleri adli tatil içerisinde bulunan bir güne denk gelirse herhangi bir karara gerek kalmaksızın bu süre kanunen bir hafta daha uzayacaktır.

VASİYETNAMENİN OKUNMASI(AÇILMASI) NEDİR?
Kişinin ölümünün gerçekleşmesi üzerine mirasının paylaşılabilmesi adına öncelikle vasiyetnamesinin mevcut olup olmadığına bakılmalıdır. Medeni Kanunumuzun 531.maddesi uyarınca vasiyetnamenin üç şekilde yapılabileceği kabul edilmiştir: Resmi makam huzurunda yapılan vasiyetname, elyazısı ile yapılan vasiyetname ve iki şahitle sözlü olarak yapılan vasiyetname. Resmi usulde veya elyazısıyla yapılan vasiyetname mevcutsa bunun okunması ve sonrasında da miras paylaşımı gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Vasiyetnamenin okunması usulü ise Türk Medeni Kanununun 596.maddesinde Vasiyetnamenin Açılması başlığı altında şu şekilde düzenlenmiştir:

HAPİS CEZASININ ÖZEL İNFAZ USULLERİ
İlk olarak nerede oluşturulduğu tartışmalı olmakla birlikte 16.yüzyılın sonunda doğan hapishaneler ile en çok başvurulan ölüm ve kürek cezasının yanı sıra hürriyeti kısıtlayıcı cezalar ön plana çıkmaya başlamıştır. Ceza infaz kurumlarının ortaya çıkışı ile hükümlü haklarında asgari muamele konuşulmaya başlanacaktır. Nihayetinde, modern infaz hukuku sistemi ceza hukukunun ödetme amacından ziyade tekrar suç işlenmesini önleme ve suç işleyen kişiyi topluma kazandırma amaçlarıyla ön plana çıkmaktadır. Bu çerçevede hapis cezasının tek başına infazın bu amaçlarını gerçekleştirememesiyle cezaların infazında farklı alternatif arayışlarına gidilmiştir.

SUÇUN ÖNLENMESİNDE YÜZ TANIMA TEKNOLOJİLERİNİN KULLANIMI
Devletin birliğini sağlama, toplumsal düzeni ve insan haklarını koruma amaçlarıyla işlenen suçları cezalandırma devletin en asli görev ve yetkisidir. Tarihsel ve toplumsal gelişmelerle birlikte suçların cezalandırılmasının yanı sıra, bu suçlar işlenmemişken önlenmesinin önemi daha da ortaya çıkmış ve bu kapsamda tedbirler ele alınmıştır. Suçun önlenmesinde kullanılan en önemli araçlardan biri de şüphesiz ki teknolojidir. Teknolojinin sunduğu imkanlar sayesinde insan faaliyetlerinin izlenmesinin ve denetlenmesinin kolaylaştığı inkâr edilemez bir gerçektir. Ancak bu tür bir izlemenin ve denetimin, insan haklarına müdahaleyi kolaylaştırması bakımından, bir hukuk devletinde hiçbir sınırlama olmaksızın gerçekleşeceğinin kabulü mümkün değildir.

HIRSIZLIK SUÇU
Hırsızlık suçu, Türk Ceza Kanunu’nda ‘’malvarlığına karşı suçlar’’ başlığı altında ve 141 ile 147. Maddeleri arasında düzenleme altına alınmıştır.
Hırsızlık suçunun temel halini düzenleyen TCK m.141 uyarınca ‘’ Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.’’

ÖN KULLANIM HAKKI NEDİR?
Fikri Mülkiyet hakları kendi içerisinde sınai haklar ve telif hakları olarak iki başlığa ayrılmaktadır. Sınai haklar ve telif hakları da aslında bir üst başlıktır. Sınai haklar ve telif hakları maddi olmayan haklardandır. Sınai haklar; üst başlık olarak patent, marka ve tasarımdan kaynaklı hakları kapsamaktadır. Telif hakları ise dört ana eserden oluşmaktadır. Bunlar; musiki eserler, ilim-edebiyat eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserleridir.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI AÇMA
Boşanma sebepleri, Türk Medeni Kanunu’nun 161-166. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanunda yer alan boşanma sebeplerinin bazıları özel olarak düzenlenmiş olup, bu boşanma sebepleri özel boşanma sebepleri olarak isimlendirilmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun ‘’Evlilik birliğinin sarsılması’’ başlıklı 166.maddesinde yer alan boşanma sebebi ise boşanmanın genel sebebidir. Bu yazıda sadece boşanmanın genel sebebi olan ‘’ Evlilik birliğinin sarsılması’’ ele alınacak olup, boşanmanın özel sebeplerine sadece başlık olarak değinilecektir.

CEZA YARGILAMASINDA HUKUKA AYKIRI DELİLLERİN KULLANILMASI
Bir suç işlenmesi üzerine soruşturma ve kovuşturma aşamalarında şüpheli/sanığın lehine ya da aleyhine olan delillerin toplanması gereklidir. Bu deliller ile sanığın suç işlediğinin sabit olduğuna kanaat getirilebilir ya da yeterli delil bulunamadıysa, suç işlenmediği yönünde kanaat oluştuysa beraatine karar verilebilir. Hukuk yargılamasındaki şekli gerçekliğin aksine ceza yargılamasında amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu sebeple hukuk yargılamasında öngörülen delil sınırlandırmaları ceza yargılamalarında geçerli değildir.

TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NEDİR?
Tahliye taahhütnamesi, kira ilişkisinin tarafları olan kiracı ile kiraya verenin kiralanmış olan taşınmazın belli bir süre sonra tahliye edileceğine dair karşılıklı olarak anlaşmalarıdır.
Tahliye taahhütnamesi, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 352.fıkrası uyarınca: ‘’ Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.’’

TUTUKLAMA NEDİR? TUTUKLAMA ŞARTLARI
Tutuklama, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Anayasa tarafından öngörülen bir muhakeme tedbiridir. Şüphelinin suçluluğu hakkında kesin bir mahkeme kararı verilmeden önce, soruşturma ve kovuşturma aşamasında davanın selameti için gerektiğinde, belirli şartların varlığı halinde hakim tarafından şüpheli veya sanığın tutuklanmasına karar verilebilir. Ancak en ağır tedbir olması ve kişiyi hürriyetinden mahrum etmesi nedeniyle bu kararın verilebilmesi için kanun bazı durumların varlığını aramaktadır.

AVUKATLIK SÖZLEŞMESİ NEDİR?
Doktrinde, avukatlık ücret sözleşmesinin tanımına dair fikir birliği bulunmamaktadır. Ancak tüm farklı görüşlerdeki ortak noktalar; avukatın bir hukuki yardım sağladığı, iş sahibinin ise bu hukuki yardım karşılığında belli bir meblağı avukata ödediğidir. Dolayısıyla; avukatlık ücret sözleşmesi; avukat ile iş sahibi olan müvekkil arasında yapılan, avukatın belli bir hukuki yardımda bulunacağını, iş sahibinin ise bu hukuki yardım karşılığında belli bir meblağı ödeyeceğini taahhüt altına alan sözleşmeler olarak tanımlayabiliriz